yalniz bir opera nedir ?

yalniz bir opera

  1. murathan mungan şiiri.

    kopyaladım ama yapışmadı, enteresan.
    (30/9/2010 22:29, agafya)

  2. Ölu bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    yorgun, kirli ve umutsuz gecmişim
    oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
    ben sende butun aşklarımı temize cektim

    İmrendiğin, ofkelendiğin
    kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    gecmişim
    dile dokulmeyenin tenhalığında
    kacırılan bakışlarda
    gundeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu.
    ve elbet uzerinde durulmuyordu.
    sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha onem verdiğim.
    başlangıcta doğruydu belki.
    sıradan bir seruven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
    gunden gune hayatıma yayılan, varlığımı ele geciren,
    buyuyup kok salan bir aşka bedellendin.
    ve hala bilmiyordun sevgilim
    ben sende butun aşklarımı temize cektim
    anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    butun kazananlar gibi
    terk ettin.

    yaz başıydı gittiğinde, ardından,
    senin icin uc lirik parca yazmaya karar vermistim.
    kimsesiz bir yazdı. yoktun. kimsesizdim.
    cıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    cunku ben aşkın butun cağlarından geliyordum.
    sanırım lirik sozcuğu en cok yuzune yakışıyordu
    yuzundeki kuşkun kedere, gur kirpiklerinin altından
    kısık lambalar gibi ışıyan gozlerine
    cercevesine sığmayan
    munis, sokulgan, huzunlu resimlerine
    lirik sozcuğu en cok yuzune yakışıyordu.

    yaz başıydı gittiğinde. sersemletici bir ruzgar gibi gecmişti mayıs.
    seni bir şiire duşundukce
    kanat gibi, tuy gibi, dokunmak gibi
    ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
    Önceki şiirlerimde hic kullanmadığım bu sozcuk
    usulca duşuyordu bir kağıt aklığına,
    belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    yaz başıydı gittiğinde. bir aşkın ilk gunleriydi daha.
    aşk mıydı, değil miydi? bunu o gunler kim bilebilirdi?
    "eylul"de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
    altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04"tu onu bulduğumda.
    daha o gun anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    takvim tutmazlığını
    aramızda bir duşman gibi duran zamanı
    daha o gun anlamalıydım
    benim sana erken
    senin bana gec kaldığını.

    gittin. koca bir yaz girdi aramıza. yaz ve getirdikleri.
    donduğunde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
    sanki yaz, birbirimizi gormediğimiz o uc ay,
    alıp goturmuştu bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
    kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
    adımlarımız tutuk, yureğimiz cekingen, korler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakışıyorduk.
    sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kacacaktık.
    fotoromansız, truksuz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    zamanla gozlerimiz acıldı, dilimiz cozuldu guvenle ilerledik birbirimize.
    gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
    biliyorum ne sen donebilirsin artık, ne de ben kapıyı acabilirim sana.
    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    akıp giden zamana goz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    birbirine uzanamayan
    boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    acı cekiyor ve kendimize gomuluyoruz
    bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
    kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkac satır ve benim şu kırık dokuk şiirim
    sessizce alacak yerini nesnelerin dunyasında
    ne kalacak geriye savrulmuş gunlerimizden
    bizden diyorum, ikimizden
    ne kalacak?

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    yıkıntılar arasında yakınlarını arayan oksuz savaş cocukları gibiyiz.

    muhteşem bir şiir...
    (30/9/2010 22:50, zeebtim)