kutsal amaçlar uğruna olağanüstü insanlar yüzlerce insanın kanını rahatlıkla dökebilir. asıl sorulması gereken bu eylemlerin getirdiği sorumluluk ve vicdan duygusuyla başa çıkabilirler mi? napolyan belki... ama raskolvikov? hayır!
orjinal ismi 'prestupleniye i nakazaniye' olan bu eser, 1821- 1881 yılları arasında yaşamış olan (bkz: fyodor mihayloviç dostoyevski )tarafından yazılmıştır. romanda kendince küçük gördüğü, topluma zararlı olarak sayılabilecek tefeci bir kadını öldüren raskolnikov'un daha sonra yaşadığı iç hesaplaşmalar detaylı bir olay örgüsüyle anlatılmaktadır. karakterlerin isimleri incelendiğinde, o adların bu kişileri ne kadar iyi yansıttıkları görülebilir. zira kendi içinde bölünen ve parçalanmış düşünceleriyle boğuşmak zorunda olan raskolnikov'un adı 'parçalanmış, bölünmüş, günahkar' gibi anlamlar taşıyan 'raskolnik', o'nun her zaman yanında olup karşılıksız dostluğunu esirgemeden yardım etmeyi amaçlayan arkadaşı razumihin'in adı ise 'akıl, zeka' anlamalarına gelen 'razum' kökünden gelmektedir.
tefeci kadını öldürüp pişman olan raskolnikovun öyküsünü anlatır ki sizi suç işlemişsinz de onun pişmanlığını yaşıyormuşunuz gibi bi duruma sokar. kısacası okunası bir klasiktir...
raskolnikov yürürken... "nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: 'yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karşı toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.' yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın.
bizde hep siyah-beyaz, açık-kapalı, iyi-kötü, bir-sıfır gibi dijital bir edebiyat mevcuttur. neresinden baksanız ya erol taş'ızdır ya da cüneyt arkın. ya hep iyiyizdir, ya da dibine kadar kötü adam.
ne zaman suç ve ceza'dan bahsedilse aklıma ilk gelen bunlardır. çünkü baş karakter kötü bir iş yapmıştır ama biz onu öyle görürüz ki, acıma hissimiz tavan yapar. onu bu yola iten sebeplerle başbaşa kalırız ve "aslında iyi çocuktu ama ne olduysa işte bi hata yaptı" muhabbetine gireriz*
pek düşünülmez ama belki de en çok düşünülesi konu işte budur: erol taş'ı kötü adam yapan etmenler nelerdir başına ne gelmişti de böyle kötü adam olmuştu*
bitirdi?inizde kafan?zda binlerce dü?ünce hala analiz yaparken , yerinizden ?öyle do?ruldu?unuzda birden bire
+hastay?mm benn , hastay?m i?tee!!
diye kendinizden geçmi? halde ba??r?ken bulabilece?iniz bir kitap asl?nda kitap de?il ba?ka bir?ey.*