biz nedir ?

biz

  1. (gbkz: aşkın hacsız seferi) adlı romanın belkemiğini oluşturan şiirdir.

    aşkkırımdı bize dayatılan;belki de birbirimize yaptığımız,ya da yapamadıklarımızdı…

    hoyratca aransa ustumuz
    sinsice eşelense cebimiz
    hicbir şey cıkmazdı; birbirimizden başka!
    ne ihanete, ne sadakate
    bulamazlardı bir kanıt;
    biz birbirimize gorunur
    birbirimize kokardık…

    sadece birbirimizin gunahlarını bağışlayabilirdik
    birbirimizi aldatabilirdik ancak.
    bir allahın kulu yoktu
    lafı dondurup dolaştırıp bize getirmek istediğimizde
    bıkıp usanmadan birbirimizi anlatırdık birbirimize...
    bu kadar yalnızdık yani;
    aşkın iki kişilik kalabalığı bile yetmiyordu
    yalandan da olsa
    biz de şahitlenmek isterdik diğerleri gibi;
    belki bunun icin taksi şoforlerini seviyorduk
    ve bizim olmayan şehirleri.
    hep başkalarının baharını yaşadık
    başkalarının guneşinde ısındık
    yabancı yağmurlardı ustumuzde kuruyan
    onların yollarında opuştuk: her zaman.
    kendimizinkiler yasaktı bize
    yasak olmayanlarsa, imkansız…
    şupheye duşuyorduk sık sık
    yaşıyor muyduk; yoksa bir duş muydu her şey?..
    sırf bu yuzden
    ıssız sokaklarda karşımıza elektrik direklerini alıp
    gule oynaya koşuyorduk el ele: bizden size kim duşe!
    hic bilemedik;
    icinden gecmek mi
    takılmak mı iyiydi, direğe?..

    mutlu tebessumlerle cercevelenerek
    kristal camlı bufe ustune yerleştirilen ajurlu hayatımızda
    hic yaşanmaması gereken edepsiz bir an’dık, kimilerince.
    ilk ve son ibadetiydik birbirimizin;
    fon kağıdından kırpma fırfırlı sadakatlerin ardında
    hafifmeşrep meleğin sofu şeytanın koynuna girdiği
    canak comleklerin carnacar catladığı bir mezhebin
    cehenneminden kovulduk!
    ilk aşkların kanıyla kaleme aldık
    birbirimizin vahiylerini,
    sıradan rastlantıları bile maharetle anlamlandırırken
    kustahca haddimizi aştık:
    biz birbirimizi, birbirimiz icin yarattık!..

    gozu bağlı kâşifiydik tenimizin;
    bilmeden anakara olduğunun
    keşfedilmemiş hazadalarına cıktık birbirimizin.
    mucittik: bir ihtimalden bir omur bictik
    o gune dek kimsenin gormediği cizgileri
    bilmediği benleri bulduk
    gecelerce ozlum orucuna yatan ruhlarımızda.
    bizimdi;
    farklı kıyılarda ayın aynı ışıltılı patikasından yuruyen
    geveze suskular…

    her şey doğru; ya da zararsız
    herkes iyi; ya da katlanılabilir olmuştu gozumuzde
    bizi hice sayıp
    bedenlerimizi devre mulk gibi kullanırken aşk
    farkında olmadan donuşuyorduk ilk suretimize.
    en calışkan tembelliğiydik birbirimizin;
    olanlarsa, aşkın dahiyane bir provokasyonuydu hayata.
    anaşırı işlenen duşunce sucuyduk;
    firar ettiğimiz her gece, yaka paca yakalanarak
    utusu bozulmamış işlemeli saten yataklarda
    geciyorduk işkenceden.

    yıllardır beklenen buyuk patlamanın
    oradan gecen iki utkulu kurbanıydık belki de…
    bir insanın giyebileceği en ağır hukumdu: hasretimiz
    aldığımız nefesin ancak binde birini veriyorduk yuzumuze
    geri kalanı cağrışım işciliğiydi gıyabımızda…
    birbirimizi guzelliyorduk;
    cocukken sona bırakılan yemin masumiyetinde:
    anam babam olsun ki,
    hic kimse seni, benim kadar sevmedi…

    birbirimizin muammasıydık;
    ne yazık ki
    mutluluk ve mutsuzlukların
    eklemlenmesiyle oluşuyordu hayat;
    belki de her şeyden cok
    tanrıya inat
    olumsuzluğuyduk birbirimizin;
    ve ikimiz de biliyorduk ki
    sadece biz...
    biz oldurebilirdik hunharca birbirimizi!

    (bkz: hakan işcen)
    (20/10/2010 02:31, cehennemmelegi)