necip fazıl kısakürek. şarilerin sultanı. büyük mütefekkir. babı alide ki ilk dönemlerinde solcu bir yazar olarak karşımıza çıkıyor ve büyük bir saygınlığı elde ediyor. ardından abdulhakim arvasi ile tanışıyor ve islamı şiar edinerek islamcı bir yazar olarak anılıyor ama vicdanı elinde bulunanlar hala ona üstad diyor. kategorizeciler ise ondaki bu gelişimi ve değişimi kanıksayamayıp onu dışlıyorlar.dünkü müthiş şair onlara göre oluyor sufi şair. büyük doğu isimli bir dergi çıkarıyor ve büyük doğu fikriyatının temellerini atıyor.defalarca yargılanıyor. ahmet emin yalman' a defalarca ağzının payını verdiği bilinir.1983 yılında hayata gözlerini yumuyor. ve doğumunun 102. ( 1904 ) ölümünün 23. yılında hala rahmetle saygı ile anılıyor. üstad , kelimesinin üzerine bir elbise gibi oturduğu ender insanlardan.
türkçeyi en iyi kullanan ?air.
şiirlerinde kullandığı dili herkes gayet rahat anlayabilmektedir.
onu farklı kılan özelliklerden biri de bu kadar basitkelimelerle, cümlelerle o kadar derinmanaları çok rahat anlatabilmesidir.
okuyanları en çok şaşırtan konulardan birisi de budur.* (bkz: üstad)
(bkz: sultan üş şuara)
o gitti kelimeler babasız kaldı. her şiiri, mükemmeldir. fakat necip fazıl'a göre kendisinin en güzel şiiri çile'dir. ölürken de şunu söylemiştir: "demek böyle ölünürmüş."* birisiyle tartışırken de şunu söylemiştir: "sana çukur diyeceğim ama çukurun bile bir seviyesi vardır."
anladım işi, sanat allah'ı aramakmış,
marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.*
serseri
yeryüzünde yalnız benim serseri,
yeryüzünde yalnız ben derbederim.
herkesin dünyada varsa bir yeri;
ben de bütün dünya benimdir derim.
yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
aradım bir ömür, arkadaşımı.
ölsem dikecek yok mezar taşımı,
halime ben bile hayret ederim.
gönlüm ne dertlidir ne de bahtiyar;
ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,
bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
gölgemin peşinden yürür giderim....
yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
eyüp öksüz, kadıköy süslü, moda kurumlu,
adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
her şafak hisarlarda oklar çıkar yayından
hala çığlıklar gelir topkapı sarayından.
ana gibi yar olmaz, istanbul gibi diyar;
güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
gecesi sünbül kokan
türkçesi bülbül kokan,
istanbul,
istanbul...
21 ya??nda 3 parçadan olu?an kald?r?mlar ?iirini yazm??,üstad olaca??n? daha o günden belli etmi?tir;
sokaktay?m, kimsesiz bir sokak ortas?nda;
yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
yolumun karanl??a saplanan noktas?nda,
sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
kara gökler kül rengi bulutlarla kapan?k;
evlerin bacas?n? kolluyor y?ld?r?mlar.
in cin uykuda, yaln?z iki yolda? uyan?k.
biri benim, biri de serseri kald?r?mlar.
içimde damla damla bir korku birikiyor;
san?yorum, her sokak ba??n? kesmi? devler...
üstüme camlar?n?, hep simsiyah, dikiyor;
gözüne mil çekilmi? bir ama gibi evler.
kald?r?mlar, çileke? yaln?zlar?n annesi;
kald?r?mlar, içimde ya?am?? bir insand?r.
kald?r?mlar, duyulur, ses kesilince sesi;
kald?r?mlar, içimde k?vr?lan bir lisand?r.
bana dü?mez can vermek, yumu?ak bir kucakta;
ben bu kald?r?mlar?n emzirdi?i çocu?um!
aman, sabah olmas?n, bu karanl?k sokakta;
bu karanl?k sokakta bitmesin yolculu?um!
ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
iki yan?mdan aks?n, bir sel gibi fenerler.
tak, tak, ayak sesimi aç köpekler i?itsin;
yolumun zafer tak?, gölgeden ta? kemerler.
ne sabah? göreyim, ne sabah görüneyim;
gündüzler size kals?n, verin karanl?klar?!
islak bir yorgan gibi, s?ms?k? bürüneyim;
örtün, üstüme örtün, serin karanl?klar?.
uzan?verse gövdem, ta?lara boydan boya;
alsa buz gibi ta?lar aln?mdan bu ate?i.
dal?p, sokaklar kadar esrarl? bir kuyuya,
ölse, kald?r?mlar?n kara sevdal? e?i..
kald?r?mlar 2
ba??n? bir gayeye satm?? kahraman gibi,
etinle, kemi?inle, sokaklar?n mal?s?n!
kurulup ?iltesine bir tahtaravan gibi,
sonsuz mesafelerin üstünden a?mal?s?n!
fahi?e yataklardan kaçt???n günden beri,
erimi? ruhlar?n?z bir derdin potas?nda.
senin gölgeni içmi?, onun gözbebekleri:
onun ta?? erimi?, senin kafatas?nda.
ikinizinde ne e? ne arkada??n?z var;
sükut gibi münzevi, ç??l?k gibi hürsünüz.
dünyada ta??nacak bir kuru ba??n?z var ;
onu da hangi diyar olsa götürürsünüz.
ya??z atl? süvari, ko?tur, at?n?, ko?tur!
sonunda kabre ç?kar bu yolun k?vr?mlar?.
ne kald?r?mlar kadar seni anlayan olur,
ne senin anlad???n kadar, kald?r?mlar?...
kald?r?mlar 3
bir esmer kad?nd?r ki, kald?r?mlarda gece,
vecd içinde ba?? dik, hayalini sürükler.
simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm de?ince,
yolumu bekleyen genç, haydi dü? pe?ime der.
ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
tutmak, tutmak isterim, onu gö?süme al?p.
bir türlü yeti?emem, fecre kadar yürür de,
heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kal?p.
arkamdan bir kahkaha duysam yaralan?r?m;
onu bir ba?kas?na râm oluyor san?r?m,
görsem pencerelerde soyunan bir karalt?.
vars?n, bugün bir ac? duymas?n gözya??mdan;
bana rahat bir dö?ek serince yerin alt?,
bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi ba??mdan...
"bir?ey koptu benden, ?ey, her?eyi tutan bir?ey." derken "?ey" kelimesine bu kadar derin mana yükleyebilen bir ?airdir kendisi.
ayr?ca ölünün odas? adl? ?iiri de mükemmeldir bence. yaz?yorum hatta:
bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmi?;
yerde ç?plak bir gömlek, korkusundan dirilmi?.
süt beyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
art?k ne bir ç?t?rd?, nede bir ayak sesi....
yat?yor yata??nda, dimdik, upuzun, ölü ;
üstü boynuna kadar bir çar?afla örtülü.
bezin üstünde, ayak parmaklar?n?n izi;
mum alevinden sar?, bayg?n ve donuk benzi.
son nefesle gö?sü bo?, eli bo? uzanm?? yana;
gözleri renkli bir cam, m?hl? ah?ap tavana.
sark?k dudaklar?n?n ucunda bir çizgi var;
küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
sark?k dudaklar?nda as?l? titrek bir an;
belli ki, birdenbire gitmi? çarp?namadan.
bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
bana geldi?i zaman, böyle gelecek ölüm....
siyasi ideolojilere kar?$t?r?lmak için cok ugra$?lm?s ve hatta bi kere kendisine naz?m hikmetin düsman? m?s?n?z ? diye soran muhabire "yahu, sen ne diyorsun, ben sagciymisim da, nazim solcuymus da, biz birbimizin düsmaniymisiz da, yok daha neler, ulan, biz nazim ile bütün gün siyaset tartisir, aksam olunca da beyoglu´nda beraber kiz tavlardik, ne diyorsun sen be ?" demi?tir. birde can yücelin necip faz?l?n dogumu hakk?nda su an?s? vard?r
"o güzel dada?, o erzurum kongresi yi?idi, cevat dursuno?lu anlatt?yd?: urfal? bir divaneyi ak?llan?r diye ba?göz etmi?ler. çalg?-ça?nak ve çatpattan sonra gelinle güvey odalar?na çekilmi?ler. yengenin kula?? kiri?te, i?ler ilkin yolunda gitmi?, derken bir feryad-? figan kopmu?. yenge içeri dalm?? ki ne görsün, damat gelinin ümü?üne oturmu?, 'ille de do?uracaks?n!' diye avaz avaz! 'çocuk için, o i?ten sonra dokuz ay beklenir" diye dert anlatma?a çal??m??lar ama, ne fayda! damad?n babalar? ve de babal??? tutmu? bir kere! çaresiz, t?marhaneye posta etmi?ler... i?te o gece ana rahmine dü?en o?ulcuk, necip faz?l k?sakürek imi?..."