murathan mungan kimdir ?

murathan mungan

> >>

  1. en sevdigim siir olan yalniz bir opera nin yazari.
    (14/1/2006 02:14, marijuana)

  2. (bkz: yazar)
    (17/1/2006 05:59, wtf)

  3. kadinlari cok iyi anlayan, iyi kurgulanmis eserler yazan, edebiyat casusluguyla* * * * turk edebiyat dunyasinin ikiye bolen yazar,sair. ben cok severim, dili akicidir.
    (26/2/2006 19:55, the enfant terrible)

  4. bir ara hakkinda yeni turku'nun solistine asik diye soylenti cikarilan iyi yazar
    (1/3/2006 01:44, judith)

  5. kucuk iskender sevicisi
    (1/3/2006 01:46 ~ 05/01/2007 02:11, cepnibalasi)

  6. adını sık sık duymam sebebiyle bir korsan kitap satıcısına** kitabını sorduğum, sonra da güzel şiirleri varmış diye duydum, şeklinde muhabbet açmam karşında; ''yok abi şiir yazmıyo bu'' diye karşılık veren satıcıdan kitabını alarak tanıdığım yazar.***
    (1/3/2006 02:29 ~ 23/04/2006 10:15, lyon)

  7. (21/5/2006 20:18, one of the few)

  8. diyalektik mutsuzluklar

    bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
    ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
    köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
    inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
    gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
    almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
    biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
    ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
    terk edilmek korkusu

    susarsın bir silahsızlanma akşamı
    susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
    öpülmez dudakların ıslık yarası
    mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
    öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası

    hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
    kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
    ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
    sonra derler haklıdır sevdası
    geç olur ki artık onarmaz rakılar
    geç olur bir yaraya rakının dağılması

    sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
    gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
    nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
    barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
    nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
    o eski şark yelini
    biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
    dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.

    (31/5/2006 23:38 ~ 01/11/2006 11:15, yakida)

  9. müslüm gürsese yaptığı albümle *adından söz ettiren ve "arabeske önyargılı bakanları dumur etmek" amaçlı davrandığını belirten şair..
    (31/5/2006 23:40 ~ 01/11/2006 11:16, yakida)

  10. yalniz bir opera
    .
    ölü bir yilan gibi yatiyordu aramizda
    yorgun, kirli ve umutsuz geçmisim
    oysa bilmedigin birsey vardi sevgilim
    ben sende bütün asklarimi temize çektim

    imrendigin, öfkelendigin
    kizdigin, ya da kiskandigin diyelim
    yani yasamislik sandigin
    geçmisim
    dile dökülmeyenin tenhaliginda
    kaçirilan bakislarda
    gündeligin basibos ayrintilarinda
    zaman zaman geri tepip duruyordu.
    ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    sense kendini hala hayatimdaki herhangi biri saniyordun,
    biraz daha fazla sevdigim, biraz daha önem verdigim.
    baslangiçta dogruydu belki.
    siradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi baslayip,
    günden güne hayatima yayilan, varligimi ele geçiren,
    büyüyüp kök salan bir aska bedellendin.
    ve hala bilmiyordun sevgilim
    ben sende bütün asklarimi temize çektim
    anladigindaysa yapacak tek sey kalmisti sana
    bütün kazananlar gibi
    terk ettin.

    yaz basiydi gittiginde, ardindan,
    senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    kimsesiz bir yazdi. yoktun. kimsesizdim.
    çikilmis bir yolun ilk duraginda bir mevsim bekledim durdum.
    çünkü ben askin bütün çaglarindan geliyordum.
    sanirim lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu
    yüzündeki kuskun kedere, gür kirpiklerinin altindan
    kisik lambalar gibi isiyan gözlerine
    çerçevesine sigmayan
    munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu.

    yaz basiydi gittiginde. sersemletici bir rüzgar gibi geçmisti mayis.
    seni bir siire düsündükçe
    kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    ucucu ve yumusak seyler geliyordu aklima.
    önceki siirlerimde hiç kullanmadigim bu sözcük
    usulca düsüyordu bir kagit akligina,
    belkide ilk kez giriyordu yazdiklarima, hayatima.
    yaz basiydi gittiginde. bir askin ilk günleriydi daha.
    ask miydi, degil miydi? bunu o günler kim bilebilirdi?
    'eylül'de ayni yerde ve ayni insan olmami isteyen' notunu buldum kapimda.
    altina saat: 16.00 diye yazmistin, ve 16.04'tü onu buldugumda.
    daha o gün anlamaliydim bu iliskinin yazgisini
    takvim tutmazligini
    aramizda bir düsman gibi duran zamani
    daha o gün anlamaliydim
    benim sana erken
    senin bana geç kaldigini.

    gittin. koca bir yaz girdi aramiza. yaz ve getirdikleri.
    döndügünde eksik, noksan bir seyler baslamisti.
    sanki yaz, birbirimizi görmedigimiz o üç ay,
    alip götürmüstü bir seyleri hayatimizdan, olmamisti, eksik kalmisti.
    kirilmis bir seyi onarir gibi basladik yarim kalmis arkadasligimiza.
    adimlarimiz tutuk, yüregimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakisiyorduk.
    sanki ufacik bir sey olsa birbirimizden kaçacaktik.
    fotoromansiz, trüksüz, hilesiz, klisesiz bir beraberlikti bizimki.
    zamanla gözlerimiz açildi, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    gittin. simdi bir mevsim degil, koca bir hayat girdi aramiza.
    biliyorum ne sen dönebilirsin artik, ne de ben kapiyi açabilirim sana.
    simdi biz neyiz biliyor musun?
    akip giden zamana göz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz.
    birbirine uzanamayan
    boslukta iki yalniz yildiz gibi
    aci çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz yalnizca
    kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz
    ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkaç satir ve benim su kirik dökük siirim
    sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasinda
    ne kalacak geriye savrulmus günlerimizden
    bizden diyorum, ikimizden
    ne kalacak?

    simdi biz neyiz biliyor musun?
    yikintilar arasinda yakinlarini arayan öksüz savas çocuklari gibiyiz.
    umut ve korkunun hiçbir anlam tasimadigi bir dünyada
    bir sey buldugunda neyi, ne yapacagini bilmeyen çocuklar gibi
    ve elbet biz de bu askta büyüyecek
    her seyi bir baska aska erteleyecegiz.

    kis basliyor sevgilim
    hosnutsuzlugumun kisi basliyor
    bir yaz daha geçti hiçbir sey anlamadan
    oysa yapacak ne çok sey vardi
    ve ne kadar az zaman
    kis basliyor sevgilim
    iyi bak kendine
    gözlerindeki usul sefkati
    teslim etme kimseye, hiçbir seye
    upuzun bir kis basliyor sevgilim
    ayriligimizin kisi basliyor
    giriyoruz kara ve soguk bir mevsime.

    kitaplara sarilmak, dostlarla konusmak,
    yaziya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    camdan disari bakip puslu sarkilar mirildanmak....
    böyle zamanlarda her sey birbirinin yerini alir
    çünkü her sey bir o kadar anlamsizdir
    içimizdeki issizligi dolduramaz hiçbir oyun
    para etmez kendimizi avutmak için buldugumuz numaralar
    bir aski yasatan ayrintlari nereye saklayacaginizi bilemezsiniz
    çiplak bir yara gibi sizlar paylastigimiz anlar,
    esyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattiginiz aliskanliklar
    korkarsiniz sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsiniz aynalara,
    çagrisimlarla ödesemezsiniz.

    disarda hayat düsmandir size
    içeride odalara sigamazken siz, kendiniz
    bir ayriligin ilk günleridir daha
    her sey asili kalmistir bitkisel bir yalnizlikta
    gün boyu hiçbir sey yapmadan oturup
    kulak verdiginiz saat tiktaklari
    kaplar tekin olmayan gögümüzü
    geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu bosalmis bir havuz, fisten çekilmis bir alet kadar tehlikesiz
    bakinip dururken duvarlara
    bos bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    unutulmus bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    unutsam esyanin gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
    kendime bir yer bulsam, dedigimiz zamanlar gibi
    kendimizin içinden yeni bir kendimiz çikarmaya zorlandigimiz anlar gibi
    yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasina,
    basimiza gelmis bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alinmaya
    kendimizi hazirlar gibi.

    yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benligimizi
    ama öyle sessiz baktigimiz duvarlar gibi olmaya çalisirken,
    ve kazanmis görünürken derinligimizi
    ne zaman ki, yeniden canlanir bagislamasiz bellegimizde
    bir anin, yalnizca bir anin bütün bir hayati kapladigi anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalir simdi
    hayatimiza verdigimiz bütün anlamlar
    göremeseniz de, bilirsiniz
    hiç yakin olmamissinizdir intihara bu kadar.

    bana zamandan söz ediyorlar
    gelip size zamandan söz ederler
    yaralari nasil sardigindan, ya da her seye nasil iyi geldiginden.
    zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadigini bildiginiz gibi.
    dahasi onalar da bilirler.
    ama yine de güç verir bazi sözler, sözcükler, öyle düsünürler.
    bittigine kendini inandirmak, ayriligin gerçegine katlanmak, sirtinizdaki
    hançeri çikartmak, yüreginizin unuttugunuz yerleriyle yeniden karsilasmak
    kolay degildir elbet.
    kolay degildir bunlarla bas etmek, ugruna içinizi öldürmek.
    zaman alir.
    zaman alir sizden bunlarin yükünü
    o bosluk dolar elbet, yaralar kabuk baglar, sizilar diner, açilar dibe
    çöker.
    hayatta sevinilecek seyler yeniden fark edilir.
    bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    o bosluk doldu sanirsiniz
    oysa o boslugu dolduran eksilmenizdir.

    gün gelir bir gün
    baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    o eski agri
    ansizin geri teper.
    dilerim geri teper.
    yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, çogalir anlamlari, önemi
    kavranir.
    bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, çok sonra degerini kazanir.
    yoklugu derin ve sürekli bir sizi halini alir.
    oysa yapacak hiçbir sey kalmamistir artik
    mutluluk geçip gitmistir yaninizdan
    her seye iyi gelen zaman sizi kanatir
    ölmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    günlerin dökümünü yap
    benim senden, senin benden habersiz alip verdiklerini
    kim bilebilir ikimizden baska?
    sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmis
    bir iliskiyi, duygularin birligini,
    bir aski beraberlik haline getiren kendiligindenligi
    yani günlerimiz aydinlikken kaçirdigimiz her seyi bir düsün
    emek ve askla güzellestirilmis bir dünya
    simdi agir agir batiyor ve yokluga karisiyor
    orada olmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    bunlar da bir ise yaramadiysa
    demek yangindan kurtarilacak hiçbir sey kalmamis aramizda.

    bu siire basladigimda nerde,
    simdi nerdeyim?
    solgun yollardan geçtim.
    bakisimli mevsimlerden
    ikindi yagmurlarini bekleyen
    yaz sonu hüzünlerinden
    gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    geçti her cagin bitki örtüsünden
    oysa simdi içimin yikanmis tasligindan
    bakarken dünyaya
    yanginlarla bayindir kentler gibiyim:
    çicek adlarini ezberlemekten geldim
    eski sarkilari, sarhoslarin ve suçlularin
    unuttuklarini hatirlamaktan
    uzun uzak yollari tarif etmekten
    haydutluktan ve melankoliden
    giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    duyarligin gece mekteplerinden geldim
    bütünlemeli çocukluklariyla geçti
    gençligimin rüzgara verdigim yillari
    gökummalarin ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    bu siire basladigimda nerde,
    simdi nerdeyim?
    yaram vardi, bir de sözcükler
    sonra vaat edilmis topraklar gibi
    sayfalar ve günler
    isik istiyordu yalnizligim
    kötülükler imparatorlugunda bir tek siir yazmayi biliyordum
    ilerledikçe...kaybolup gittin bu siirin derinliklerinde
    ask ve aci usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha siir bitmeden.
    karardi dizeler.
    ask...bitti. soldu siir.

    büyük bir saskinlik kaldi o firtinali günlerden
    daha önce de baska siirlerde konaklamistim
    agir sinavlar vermistim degisen ruh iklimlerinde
    ask yalniz bir operadir, biliyordum:
    operada bir gece uyudum, hiç uyanmadim.
    barbarlarin seyrettigi trapezlerden geçtim
    her adimda boynumdan bir fular düsüyordu
    el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    birlikte çikalan yollarin yazgisidir:
    eksiliyorduk
    mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    yani çogalarak
    tahvil ve senetlerini intiharlarla degistirenlerin
    birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarinda
    agir ve aci tanikliklardan
    geçerek geldim. terli ve kirliydim.
    sonra timarhanelerde timar edilen ruhum
    maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    korsan yazilari, kara siirleri, gizli kitaplari
    ve açik hayatlari seviyordu.
    buraya gelirken
    uzun uzak yollar için her menzilde at degistirdim
    atlarla birlikte terledim yollari ve geceleri
    ödünç almadim hiç kimseden hicbir seyi
    çiplak ve sahici yasayip çiplak ve sahici ölmek için panayir yerleri...
    panayir yerleri...
    ölü kelebekler...
    ölü kelebekler...
    sonra dünyanin bütün sinemalarinda bütün filmleri seyrettim.

    adim onlarin adinin yanina yazilmasin diye
    aci çekecek yerlerimi yok etmeden
    aciyla bas etmeyi ögrendim.
    yoksa bu kadar konusabilir miydim?
    ipek yollarinda kuzey yildizi
    askin kuzey yildizi
    sanirsin durdugun yerde
    ya da yol üstündedir
    oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    ölü yanardaglar, ölü yildizlar
    ve toy yasin bilmedigi hesap: isik hizi.

    askin bir yolu vardir
    her yasta baska türlü geçilen
    askin bir yolu vardir
    her yasta biraz gecikilen
    gökyüzünde yalniz bir yildiz arar gözler
    gözlerim
    askin kuzey yildizidir bu
    yazlari daha iyi görülen
    ben, öteki, bir digeri ona dogru ilerler
    ilerlerim
    zamanla anlarsin bu bir yanilsama
    ölü sairlerin imgelerinden kalma
    sen de degilsin. o da degil
    kuzey yildizi daha uzakta
    yeniden yollara düserler
    düserim
    bir siir yasatir her seyi yasamin anlami soldugunda
    ben yoluma devam ederim. bitmemis bir siirin ortasinda
    darmadaginik imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    yasamsa yerli yerinde
    yerli yerinde her sey
    simdi her sey doludizgin ve çogul
    simdi her sey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    simdi her sey yeniden
    yüregim, o eski ask kalesi
    yepyeni bir mazi yaratti sözcüklerin gücünden
    dönüp ardima bakiyorum
    yoksun sen
    ey sanat! her seyi hayata dönüstüren.

    (31/5/2006 23:45, yakida)

  11. ham ferman

    el yapımı kağıt üzerine
    el yapımı şiir
    ellerden sakladığın
    gün gelir
    elden ele gezinir
    herkesin içindeki ham içindeki çiğ
    düşman duygular insan içi eskitir
    gel geç buralardan
    gerisi zamanın işidir
    kiminin yüreğindeki zaman
    okutur geçmiş fermanları
    zamanda saklanan ham bilgiyi
    aktarır
    kendi zamanını aşanların kalbiyle
    el yapımı şiirin
    hâlâ mümkün olduğu kalplere.
    (7/8/2006 19:28 ~ 01/11/2006 11:19, melony and her sunshine)

  12. "geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü, kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır. bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir. yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir. hep ama hep hatırlarız. ne biçim kaybetmektir bu?" diyerek beni benden almıştır. çok sevip aşırı saygı duyduğum, en sevdiğim yazar, en sevdiğim şair...
    (10/10/2006 22:13 ~ 01/11/2006 11:21, prezantablcadi)

  13. yüksek topukları okurken'' bir adam bir kadını nasıl yazabilir ''dedirten yazar.
    (10/10/2006 23:34 ~ 01/11/2006 11:22, doktorolamayandoktor)

  14. olmasa mektubun adlı parçayı derya köroğlu için yazdığını öğrendiğim gay şair.
    (5/12/2006 03:01 ~ 09/01/2006 20:10, raistlin majere)

  15. (29/12/2006 14:39 ~ 09/01/2006 20:17, buldumcuk)

  16. yalnız bir opera ne güzel ,ne çok şey anlatan şiir.
    (29/12/2006 15:37 ~ 09/01/2006 20:08, papaya)

  17. aşırı romantik türk yazarı..
    (5/1/2007 02:24 ~ 09/01/2007 20:09, dumanist91)

  18. bir şiir yaşatır herşeyi, yaşamın anlamı solduğunda.. demiştir kendileri.
    (3/3/2007 19:30 ~ 09/01/2007 20:09, shroud of wine)

  19. eşcinsel mardinli bir yazarimiz romanlarini severek okurum..(bkz: kendinden inceden kıllanmak)
    (3/3/2007 19:31 ~ 09/01/2007 20:10, mustafaalttanyoklar)

  20. iki bıçak seç kendine
    biri yaralamak için
    biri öldürmek
    pusu kur gözleri
    karanlık gölgesine
    biri sevmek için
    biri ihanet
    iki yürek seç kendine
    biri yaşamak için
    biri gizlenmek
    bir korkak, bir kaçak, bir firar
    kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk
    içimdeki bıçak bir kere daha dönüyor
    olduğu yerde
    kalırsan sel basar yataklarımı
    gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde
    kimi zamanlar olur sevgilim
    iki bıçak bile yetmez bir tek ölüme.
    (3/3/2007 22:14 ~ 09/01/2007 20:18, cheese cake)

  21. > >>